






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Hikmet Yurdu Düşünce-Yorum sosyal Bilimler Araştırma Dergisi, Yıl 2021 Sayı 28</title>
    <link>https://hikmetyurdu.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=1513</link>
    <description>Hikmet Yurdu Düşünce-Yorum sosyal Bilimler Araştırma Dergisi</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    <generator>Tuğrul Gökmen ŞAHİN</generator>
    <item>
      <title>Kur'an-ı Kerim Ekseninde Hukuki Yorum ve Metnin Unsurları</title>
      <link>https://hikmetyurdu.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51873</link>
      <guid isPermaLink="true">https://hikmetyurdu.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51873</guid>
      <author>İzzet SARGIN</author>
      <description>Hareket halinde olan dünyada insanın varoluşunu gerçekleştirmesi ve sürdürmesi, maddi manevi karşısına çikan her soruya cevap vermesine ve her sorunu çözme başarısına bağlıdır.Bu, varlığı doğru şekilde anlama yorumlama tanıma ve doğru bir şekilde hayata aktarmayı gerektirir.Kur'an-ı Kerim'e uygunluk, müslümanların yapıp etmelerinin en önemli doğruluk referansıdır. Kaynağının ilahi olması,  Kur'an-ı Kerim metninin değişmezliğini gerektirir. Ancak değişim halindeki dünyada insana hitap ettiğinden bir yönüyle de değişim olgusu ile karşı karşıyadır. Bu durum onun anlamının surekli inşa edilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu yeniden anlama  ve yorumlamaya bağlıdır. Çünkü yorum bir metnin anlamının yaşanan gerçeklikte yeniden inşası demektir.  Kur'an-ı Kerim metni ile beşeri metinler arasında mahiyet farkı değil derece farkı vardır. bu fark onun en ayrıdedici özelliğidir. Bu açıdan onun metin unsurlarının doğru anlaşılması gerekir Çünkü bu unsurlar onun sistem ve amacına uygun olarak yorumlanmasının en önemli  dinamiklerindendir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Coğrafyada Hadis İzi Sürmek (Ebû Ubeyd El-Bekrî’nin Mu’cem Me’sta’cem Adlı Eserinde Hadis Kullanımı)</title>
      <link>https://hikmetyurdu.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51646</link>
      <guid isPermaLink="true">https://hikmetyurdu.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51646</guid>
      <author>Murat GÖKALP</author>
      <description>Hayatının her safhası dikkatle takip edilen yahut kayda geçirilen Hz. Peygamber dışında ikinci bir şahsiyet şu yeryüzünde bulunmamaktadır. Dolayısıyla ona nispet edilen her ne varsa; siyaset, sosyoloji, tıp, ahlâk, felsefe ve eğitim, tarih ve coğrafya vb. bilim dallarının konuları arasında kendisine yer bulmuştur.&#13;
Endülüslü çok yönlü âlim Ebû Ubeyd el-Bekrî’nin &lt;em&gt;Mu&lt;/em&gt;&lt;em&gt;ʿ&lt;/em&gt;&lt;em&gt;cem Me’sta&lt;/em&gt;&lt;em&gt;ʿ&lt;/em&gt;&lt;em&gt;cem&lt;/em&gt; isimli eseri de bir coğrafya ansiklopedisi kabul edilmekle birlikte, onda da hadislere müracaat edildiği göze çarpmaktadır. Yalnız o, bir hadisçi titizliğiyle değil asıl mesleği olarak kabul edilebilecek coğrafyacı kimliği ile bu hadisleri eserinde tertib ve tanzim etmiştir.&#13;
Vefat ettiği tarih dikkate alınırsa, onun, artık hadislerin senedlerinin zikredilmeyerek eserlere kaydedildiği bir dönemde yaşadığı söylenebilir. Bu cihetle çalışmamızın temel hedefi, onun hadisleri ne şekilde eserine kaydettiğini tespit etmektir. Zira bunun, dönemsel anlamda o günün hadis kullanımına da ışık tutacağına inanıyoruz.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KUR’ÂN’DA “KEFÂLET” KAVRAMININ KULLANIMI </title>
      <link>https://hikmetyurdu.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51566</link>
      <guid isPermaLink="true">https://hikmetyurdu.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51566</guid>
      <author>Semra KAYA </author>
      <description>Kur’ân’da bir kelimenin nüzul döneminde nasıl anlaşıldığını tesbit etmek, Kur’ân’ın doğru anlaşılması bakımından önem arz etmektedir. Hidayet kitabı olarak gönderilen Kur’ân-ı Kerim’i anlamak da kelimelerin indiği dönemde hangi anlamda kullanıldığını bilmek ile doğru orantılıdır. Bu çalışmada, daha önce semantik tahlili yapılmamış olan, “maddî-manevî bakım ve sorumluluğu üstlenmek” manasına gelen “ كفالة ”  kelimesi ve bu kelime ile yakın anlamda kullanılan (Ğarâmet) “غرامة”, (teklîf) “تكليف”  (tahmîl) “تحميل” ve (Rabb) “رب”  kelimelerinin semantik analizi üzerinde durulacaktır Bunun yanı sıra çalışmaya konu olan kelimelerin Kur’ân’ın indiği dönemde hangi anlamda kullanıldığını doğru tesbit edebilmek için ilk dönem ve sonraki dönem kaynaklardan istifade edilmesi hedeflenmiştir. Çalışmada “ كفالة”kelimesi araştırılırken, konu ağırlıklı olarak Hz. Zekeriyya’nın  Hz. Meryem’in sorumluluğunu üstlenmesi, eğitmesi, yetiştirmesi bağlamında değerlendirilmiştir.  Bunun yanı sıra Hz. Meryem’in yetişmesinde anne ( Hanne )  ve Hz. Zekeriyya’nın rolü üzerinde de durulmuştur.&#13;
 </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KÜTÜB-İ SİTTE HADİSLERİNDE GEÇEN ‘LEYSE MİNNÎ/MİNNÂ’ İFADELERİ ÜZERİNE MÜTÂLAA</title>
      <link>https://hikmetyurdu.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51432</link>
      <guid isPermaLink="true">https://hikmetyurdu.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51432</guid>
      <author>Emrah KANDEMİR</author>
      <description>Allah Resûlü (s.a.v) yaşadığı toplumda meydana gelen olaylara karşı bazen onaylayıcı bazen de reddedici tavırlar sergilemiştir. Hadis külliyatımızda Hz. Peygamber’in benimsemediği eylem ve söylemler karşısında tembih ve uyarılarının bulunduğu rivayetler hayli fazladır. Bunlardan bir tanesi de içerisinde ‘leyse minnî/minnâ’ ifadelerinin yer aldığı nakillerdir. Muteber kaynaklarda geçen söz konusu rivayetler incelendiğinde bu konunun üzerinde önemle durulması gereken ilkeler içerdiği görülmektedir. Bu çalışmada Kütüb-i Sitte’deki rivâyetlerde geçen ‘leyse minnî/minnâ’ ifadeleri ele alınacaktır. Peygamber (s.a.v.) ‘benden/bizden değildir’ anlamına gelen bu söylemleri kimler için ve hangi durumlar neticesinde kullanmıştır? Söz konusu bu tabirler bireysel tutum ve davranışlar için mi, yoksa toplumsal olaylar için mi söylenilmiştir? Bu ifadeler ne anlama gelmektedir? İlgili rivayetlerde sakındırılan fiilleri yapanların durumu nasıl olmaktadır? Bu ve benzeri sorulara cevap aranacaktır. Ayrıca günümüzde kişiyi bu tür uyarılara muhatap kılacak eylemler ve bu eylemlerin inanç, amel ve ahlak boyutuyla, ferdî ve sosyal açıdan yansımalarına değinilecektir. Bununla beraber, muhatabını ‘bizden değildir’ ikazına mâruz bırakan tutumların ortak özelliklerine de dikkat çekilecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İSLAM CEZA HUKUKUNDA KISAS VE DİYET CEZALARINDA  KADIN-ERKEK AYRIMI ÜZERİNE FIKHİ BİR ANALİZ</title>
      <link>https://hikmetyurdu.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51237</link>
      <guid isPermaLink="true">https://hikmetyurdu.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51237</guid>
      <author>Mehmet Ali AYTEKİN</author>
      <description>İslam hukuku; kaynağının ilâhî olması, kendine özgü yapısı ve özellikleri ile diğer hukuk sistemlerinden farklıdır. Bu farklılığın en bariz olduğu alanların başında ceza hukuku gelir. Ceza hukukunun temel hedefi sosyal düzenin tesis edilmesidir. Zira her suçun neticesinde ya hukukî bir yarar ya da hukukî bir norm ihmal edilir. Hukuki bir yararı veya normu ihlal ve ihmal eden davranışların cezalandırılmaması, toplumdaki sosyal düzenin bozulmasına neden olur. Bu nedenle bütün hukuk sistemlerinde cezaî müeyyideler yer alır. İnsanın hem dünyada hem de ahirette huzur ve saadetini hedefleyen, bunun için hayatın her alanını şekillendiren İslam hukuku da bu müeyyidelerden hali değildir. İslam hukukunda bu cezaların tatbikinde eşitlik ilkesi hâkimdir. Buna rağmen özellikle kısas ve diyet cezalarında bazı hallerde kadın ve erkek unsurunun dikkate alındığı, bu durumun zaman zaman tartışmaya konu edildiği görülmektedir. Günümüzde de bu tür tartışmalar hayatiyetini devam ettirmektedir. Bu nedenle makalede kadının diyetinin erkeğin diyetinin yarısı olması meselesi ile kadın ve erkeğin el gibi bazı organlarının birbirine eşit olmadığı söyleminden hareketle aralarında kısasın uygulanmayıp diyete gidilmesi problemi ele alınacaktır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>CEMÂLEDDİN İSHÂK EL-KARAMÂNÎ’YE AİT “KASÎDE-İ HÂİYYE” NİN TAHKİKLİ NEŞRİ, TERCÜMESİ VE DEĞERLENDİRMESİ</title>
      <link>https://hikmetyurdu.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51219</link>
      <guid isPermaLink="true">https://hikmetyurdu.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51219</guid>
      <author>Yasin KARAKUŞ İbrahim AYDIN   ,Tarık TANRIBİLİR   </author>
      <description>Osmanlı âlimlerinden Cemâleddin Aksarâyî’ye (ö. 791/1388-89?) nispetle “Cemâlîler” veya “Cemâlizâdeler” olarak bilinen köklü bir aileye mensup olan Cemâleddin İshâk el-Karamânî, XVI. asırda yaşamış bir Osmanlı âlimidir. Karaman’da dünyaya gelen Karamânî, ilim hayatına o dönem Aksaray’daki Cemâleddin Aksarâyî Medresesinde başlamış, Konya Medresesinde devam etmiş ve İstanbul’da devrin önemli hocalarından ders alarak ilmini tamamlamıştır. Aynı zamanda Şeyh Hamdullah’tan da hat dersi alarak bu alanda da kendisini kanıtlamıştır. Hac vecibesini yerine getirdikten sonra İstanbul’a yerleşen Karamânî, dönemin kadısı olan hocası Muslihuddin Kastallânî ile yaşadığı bir olay sebebiyle tasavvufa yönelmiş, Karaman’a dönerek Halvetiyye tarikatının halifelerinden olan Habib Karamânî‘ye bağlanmıştır. Hocasının icazetiyle Karaman’da bir süre halkı irşat ile ilgilenmiş, hayatının sonuna doğru tekrar İstanbul’a gelerek amcası Veziriazam Pîri Mehmet Paşa’nın kendisi için yaptırdığı tekkede irşat vazifesine devam etmiştir. Karamânî, H. 933’te İstanbul’da vefat etmiştir. Karamânî, tefsir, hadis, Arap dili ve belagati gibi çeşitli ilimlerde eserler vermiş, ayrıca tasavvufi içerikli Türkçe ve Arapça kasideler yazmıştır. Karamânî’nin Arapça kasidelerinden biri &lt;em&gt;“Kasîde-i Hâiyye”&lt;/em&gt;dir. Karamânî, bu kasidede genel olarak bu dünyanın gelip geçici olduğundan, aklı olanın bu dünyaya kanmayacağından, insanın günahkâr ve aciz bir kul olduğundan bahsederek bağışlaması için Allah’a dua eder. Bu makalede Cemâleddin İshâk el-Karamânî hakkında kısaca bilgi verildikten sonra &lt;em&gt;“Kasîde-i Hâiyye”nin&lt;/em&gt; farklı nüshaları karşılaştırılacak, Türkçeye tercümesi yapılacak, kaside şekil ve muhteva yönünden incelenecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SANAYİ TESİSLERİNİN ZEKATI</title>
      <link>https://hikmetyurdu.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51100</link>
      <guid isPermaLink="true">https://hikmetyurdu.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51100</guid>
      <author>Muhsin DEMİREL</author>
      <description>ÖZ&#13;
Zekâta tabi malları genel anlamda iki kısma ayırmak mümkündür. Bir kısmı Hz. Peygamber döneminde mevcut olup zekâta tabi oluşu ve zekât oranları hadis rivayetleriyle beyan edilen mallar. Diğer kısmı o dönmede bulunmadığından zekâta tabi oluşu ve zekât oranları hakkında doğrudan hadis rivayetleri bulunmayan malî varlıklar. Sanayi tesisleri, Sanayi inkılabı sonrasında ortaya çıktığından bunların zekâtıyla ilgili hadis rivayetleri söz konusu değildir. Bu nedenle muasır İslâm hukukçuları, bu tesislerin ana sermayesinin zekâta tabi olup olmayışı konusunda farklı görüşler ileri sürdükleri gibi, gelirinden ne oranda zekât verileceği hususunda da farklı yaklaşımlar sergilemektedir. Çağdaş İslâm hukukçularının bir kısmı sanayi tesislerinin safi gelirinden 1/10 oranında zekât verilmesi gerektiğini söylerken; bir kısmı bunların gelirinden 1/40 nispetinde zekât verilmesi gerektiğini söylemektedir. Diğer bir kısmı sanayi tesislerini ticaret malı hükmünde kabul edip, gelirinin ana sermayesine ilave edilerek toplamından 1/40 oranında zekât verilmesi gerektiğine inanmaktadır. Zekât hukuku açısından sanayi tesislerinin safi gelirinden 1/10 nispetinde veya ticari eşya gibi ana sermayesi gelirine ilave edilerek toplamından 1/40 oranında zekât verilmesinin fıkhî kurallara daha uygun olduğu söylenebilir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


